İslam, Hayat ve Hakikat…

İslâm ve iman yıllardır söylediğimiz ve artık söylemekten bitap düştüğümüz vechi ile heves ve hevanın zıddıdır; terkidir. Nasıl ki Hak, batılın zıddı ise İslam da bütün menfilerin, kötülerin, çirkinlerin, haksızlıkların, hukuksuzlukların, ahlaksızlıkların, zulümlerin zıddıdır. İslam bütün menfilerin zıddı olan müspetlerin ta kendisidir. Adı üstünde; İslâm.. Esenlik; selâmet..

İman ve Müslümanlık işte bu biliş-bilinç ve şuurla Yaradandan inzal olup Peygamber A.S. ile açılan, ayan ve beyan olan hakikate, bilgiye, nura olabildiğince ittiba etmek ve gönülden yaşamaktır.

Gerçekte kaosluk bir durum yok ama herkes İslamdan anladığını İslâm yaptığı için İslâm’ın ortadan kaldırdığı cehalet, İslâm’ın içinde kuluçkalanıp yeniden diriltilmiş oldu!

Dikkat ediniz: “Herkes İslamdan anladığını; İslam’a dair duyduklarını İslâm yaptı inananı-inanmayanı ile!” İslam düşmanı bile anladığı veya duyduğu veya zannı üzerinden İslam düşmanı oldu! Her iki durum da, kurum da, toplum da korkunç!..

Ve elbette küresellerin yaptıkları korkunç manipülasyonlar ifsad etti iyicene ortalığı!.. Adamlar dilediği gibi yazıp oynuyor ve insanlığın kaderi ile oynuyorlar!.. Herkes selam duruyor siyonizme, emperyalizme, küresellere yahut globalizme!..

İslâm kendini içinde bulduğumuz bu hayatı ve gerçekliği bize açıklamakta ve anlatmaktadır görüneni ve görünmeyeni ile.  Sonuçta nedir bu içinde olduğumuz hayat; kendimizi içinde var bulduğumuz bu hayatın bir açıklaması olmalı değil mi? Nedir, nasıldır zahiri ve batınıyla onu açıklıyor bize!

İnsan yahut yaratılmış her nefis ve her şey yaratılışın içindedir ve yaratılışın yazılımına, kanunlarına, mümkün ve muhaline mecburen yahut rızasıyla tabidir zaten. Yani Allahın mülkünün ve kudretinin dışı mümkün değil ve muhaldir. Her şey İlmi ilahide, kudreti İlahidedir. İstesek de, istemesek de!..

Allahu alem gerçek odur ki taş dahi hakikati bilmektedir ve hakikate teslim halde ve hakikate bendedir. Yani tohumdan tutunuz da bitkiye kadar, bitkiden tutunuz da eşyaya ve hayvanlara kadar, havaya-suya, mikrodan makroya varasıya kadar her şeyin kesinlikle bir öz bilinci var. Hatta her şey özü itibariyle salt bilinçtir ve de türüne, neviisine göre de ayrıca bir bilince haizdir. Yahut her şey bilgiden ibarettir özünde, nurdan ibarettir!..

İşin hakikatini en iyi Allah Taala biliyor nihayet; çünkü bütün bu yaratılış ve işler Onun ilminde ve yaratmasındadır. Lakin biz insanlar bilmiyoruz, bildiğimizle amel etmiyoruz ve ya bildiğimiz halde hem ifsad ediyor ve hem de ifsad oluyoruz! Büyük bir sorumsuzluk yahut iblislik içindeyiz bile bile!..

O halde sorun nedir ve neden Hak ve hakikat ile ilgili, İslam ile ilgili, iman ile ilgili; diğer deyişle insan ve hayat ile ilgili yaşanan bunca kaos ve çatışmanın sebebi nedir!? Hele hele İslam ve elbette İslamın katledilmesi ile insanın ve insanlığın katledilmesi gibi korkunç sorunsallar esas itibariyle neden yaşanmaktadır?

Bu sorunun cevabı da bütün soruların cevabı gibi yine İslamın içindedir. Yukarıda dediğimiz gibi herkesin islamdan anladığını İslâm sanması; yani İslâmı heves ve hevasına indirgemesi ve ‘din’ edinmesi, İslamın gerçekliğinden gerek cehaletten ötürü, gerek münafıklıktan, gerek fasıklık, niteliksizlik yahut işine geldiği şekliyle kendini aldatmalarından ötürüdür insanların.

Peki neden böyle oluyor; böyle olmasa da herkes her anlamda iyi ve  doğru olsa; herkes her anlamda takva üzere olsa da hepimiz  bütün bu zulüm ve zulmetlerden kurtulsak olmaz mı!?..

Bütün bunların temel açıklaması Allah Taala’nın insanoğluna bir cüzzi irade vermesidir; akıl, izan ve tercih yapma şuuru ve keyfiyeti vermesidir. İnsanoğluna farkındalık verildiği halde insanoğlu çirkini, zulmü ve zalimliği tercih ediyor cüzzi iradesiyle! Böylece imtihan ağırlaşıyor herkes açısından! Gerçekten şeytanıiyeti ve somut kötülüğü dahi sorgulamıyoruz insanda! Fırsattan istifade ifsad ve bozgunculuk alıp başını yürüyor!

En kamil akledişimizle durumu şöyle teşbih edebiliriz evvel Allah indi İlahiden: “Ben ezelden ebede var olan yegane Kudretim! Yaratmak Benim şanım, işim, ahlakım ve adetimdir; her an ayrı ve sonsuz bir yaratıştayım Ben! Benim şanım ve zatım her türlü kusur ve eksiklikten tenzih ve münezzehtir. Ben mutlak kudretim; Benden başka ne bir kudret var, ne bir ilah var ne de bir ilah olması mümkündür. Ezel ve ebed, Evvel ve Ahir Baki olan Benim.

Ey insanoğlu seni en güzel şekilde, (ahseni takvim) en iyi donanımla yarattım. Sana hak ve batılı, iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini, ölçüyü ve ölçüsüzlüğü, dengeyi ve dengesizliği, rahmeti ve zulmeti her şeyi ayırt etme, tefrik etme ve tercih etme kabiliyeti ve melekeler verdim. Ve seni Hak ve hakikatin, hayrın, hasenatın, iyiliğin, adaletin, merhametin, rahmetin, ilmin, irfanın, güzel ahlakın velhasıl emanetin bekçisi yaptım. Seni fıtrat (tabiri caizse yazılım) itibariyle hakikat üzere yarattım; bütün ilimleri ve bilgileri senin uhdene-enfüsüne-hakikatine koydum. Yetmedi sana ayrıca afaktan da (dışından-kozmik olarak) vahyettim ve model insan olan peygamberler gönderdim. Hepsi hakikate ayna ve referans oldular ve sana Kitabı bıraktılar.

Ben her anda yaratan ve yaratmakta olan yegane kudretim. Hikmeti benim indimde olmak üzere, seni yarattım ve seni sınıyorum; sonucunu bildiğim bir deney yapıyorum insanoğlu! Ancak bu sonucu sen belirleyeceksin kendi cephenden! Ben Kendi cephemden en kamil yaratışımı yaptım! Ben kesinlikle zalim değilim ve zalim olmaktan münezzehim! Sana verdiğim hürriyetin; cüzzi iradenin, seçme keyfiyetinin sonucu olarak kendini müspet ve menfi olarak tescil ve tasdik edeceksin. En nihayetinde kendi yaptığın zalimlik ve çirkefliklerin tümü için kendi aleyhinde kendin de şahitlik edeceksin! Ve elbette hayırlarını da bileceksin ve umacaksın benden bütün iyiliklerinin karşılığını! Ben sana zulmetmeyeceğim kesinlikle ve hatta idrak ettiğin, farkettiğin ve geri dönüp işlemeyi terkettiğin kusur ve günahlarını bağışlayacağım, setredeceğim, affedeceğim!

Ancak başka kullarımın hakkını ve hesabını kesinlikle senden soracağım ve intikamlarını alacağım! Kul haklarını Ben affedemem, hayvanların nefsine yapılanı, başkaca yarattığım canlıların nefsine yapılan zulümleri kesinlikle bağışlayamam ve veballerini fitil fitil ödetirim sana!

İşte Ben böyle ilimle, melekelerle, asarımla, vahyimle, peygamberlerimle ve elbette mümin ve veli kullarımla kendimi yarattıklarıma zahiren ve batınen, enfüste ve afakta bilinir kılan Allah’ım! Sadece benim zatım bilinemez ve bilinmesi muhaldir! Mahşerde, cennetlerde, has kullarım vechimi görecekler lakin; görmeseler adil olmazdı! Bütün yaratışlarımın hikmeti Benim indimdedir ve en en kamil, en kaliteli, en değerliyi var etmek Benim muradımdır! Senden en güzelini yapmanı ve bana gerçekten hakkıyla yaşanmış bir hayatla dönmeni; yaratıldığın o harikulade fıtrat ve ahseni takvim ile bana dönmeni istiyorum! Zalim ve helak olmuş olarak dönme! Dünya hayatı benim indimden bir anlık imtihandır ve sen hakikati anlarsan o bir andan bile kısa imtihanı kaybetmezsin!”

Allah Taalanın verdiği ilme, hikmete ve yine gazabını geçen affına sığınarak bütün yaratılışın özetini insan zekası, insan aklı, gönlü, ruhu ve elbette “el ayn” olan duyuları, tahayyülü, tasavvuru, ilmi, bilimi ve itminanı doğrultusunda böyle teşbih, tasvir, tasavvur ve tasdik edebiliriz ancak! Elbette ilimde ve hikmette ve dahi hal itibariyle kendini aşan insanlara ve onların başkaca ve daha derin teşbih-tahlil ve tesbitlerine bir itirazımız olamayacağı gibi sinemizi de sonsuzca açmak isteriz. Ancak biz avam insanlar; yani vasat ve sıradan insanlar için bu teşbih, tespit ve tasavvur ümit ediyorum ki gerçekten faydalı bir ilim ve hal-hakikat mesabesinde olur!

İslamın getirdiği güzel anlayış ve ahlakın en önemli akide ve ilkelerindendir kendi nefsini mutlaklaştırma-mak, kendi ilmini ve marifetini mutlaklaştırma-mak, kesinlikle ilimle dahi taassup ve varlığa düşmemek, hakikate bütün melekelerimizle açık durmak, sürekli tekamül etmeye çabalamak ve yalnızca MUTLAK OLANI KENDİ ÖZGÜN MUTLAKLIĞI İLE MUTLAKLAŞTIRMAK!.. Yani hak ve hakikatin diri tutulması çabasını VERMEK!.. 

ÇÜNKÜ FİTNE ve İFSAD BAŞLARSA İNSANLAR ARASINDA, ARTIK O FİTNE VE FESADI DURDURAMAZSINIZ!

Bu yüzden mutlak olan hakikatin mutlak tutulması en büyük farzlardandır. Yani hevamıza değil Hak ve hakikate uyacağız ve o doğrultuda davranacağız mutlaka. Tabiri caizse buna TEMEL FARZ diyebiliriz İslam literatürüyle. “Her nevi iyiliği emretmek (irade etmek ve ettirmek) ve her türlü kötülüğü nehyetmek” (engellemek-ıslah etmek) temel farzıdır İslamın.

Hasılı kelam ‘Amentü’de gördüğümüz ve anladığımız üzere, hayat ve hakikat zahir ve batın bütün yönleriyle; görünür ve gaybi bütünlüğüyle Allah Taala’nın Zatından Melekutuna, (melaiketihi) oradan Levhi Mahfuza; yani Kitaplara (Kütübihi) sonra Rasulihi ile insanoğluna inzal olmaktadır hakikat. Sonrasında ise dünyevi ve uhrevi duraklarının bütünü ile, bir KADER (İLMİ İLAHİ) ile varta varta tekrar Yaradana dönmektedir.

İslamın gerek İKRA ile, gerek Kur’anı Kerim ile, gerek Rasulullah A.S. ile ve gerekse hakikatin bireysel, toplumsal, psikolojik, ahlaki, iktisadi, beşeri, ictihadi, hukuki, adli, imani, itikadi, akaidi, ilmi-irfani ve sair hal-ahvalleri ile bütün bağlamlarda birer kanlı-canlı örneği olan Ashabı Kiram ile bize öğrettiği şey tabiri caiz ise bu TEMEL FARZ veya TEMEL FARZLARDIR. Çünkü bu temel olmaksızın müspet bağlamlarda hiçbir şey inşa edilemez.

Yazının birinci bölümü olarak bu yazıyı burada sonlandırırken ikinci bölümüne giriş yaparak ikinci bölüme yazıyı bağlamış olalım inşAllah.

Hakikat böyle iken; hakikat cihetiyle durumlar böyle iken insanoğlunun cephesinden; cahil ve maalesef efsel insanların cephesinden her şey ama her şey bildiğim bildik, dediğim dedik bir durumdadır. Günümüz insanı gerçekten korkunç bir durumdadır her yönüyle. Sıradan veya cahil insanları bir tarafa bırakalım; kitleleri yöneten, titrleri olan, diplomaları olan, ihtisasları olan, ülkeyi ve devleti yöneten insanların elinde-dilinde ve anlayışında hakikat zayi olmuş ve emanet katledilmiştir ne yazık ki!

İkinci bölümde neden müslümanız veya müslüman isek neden bu trajik ve korkunç durumdayız? sorunsalı üzerinden devam edeceğiz! Şayet kıyamet kopmazsa bu arada!! O kadar kötü durumdayız demek istediğim acizane!..

Vesselâm
Sürç-ü lisanımız affola…
7 Ağustos 2017
Bayram Karaman

NOT: Hemen hemen bütün yazılarımı ilk haliyle yayınlamaktayım ve tashih etmeye zaman bulamamaktayım! Hem bu yüzden ve hem de bir ümmi olarak kusurlarım olacaktır. Söz konusu bu durumların göz önünde bulundurulması ve hedeflediğimiz şeyin insanların aydınlanması olduğunu acizane arz ederim.

Telif hakları Bayram Karaman ve Hakikat Okuluna aittir. Ticari yayın mecralarında izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz ve yayımlanamaz.

(Visited 121 times, 1 visits today)

About The Author

You Might Be Interested In

LEAVE YOUR COMMENT

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com