ZAMAN ve MEKAN AYETLERİ

ZAMAN VE MEKAN AYETLERİ

“O inkar edenler görmüyorlar mı ki (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?” (Enbiya Suresi, 30)

Stephan Hawking ve öncülleri bu ayetlerden habersiz miydi acaba? Yoksa Kur’an ı Kerim yüzyıllardır hep laboratuvarlarında mıydı Batının? Zaman ve mekan kuramları ve “Big Bang” şu “Sevgili Ayet”ten daha mı açık Allah aşkına!

Bir Kudsi Hadiste; “Dehr’e sövmeyiniz; Dehr Benim” der Allah Taala. Dehr, zaman demektir. “Zaman’a sövmeyiniz, zaman Benim” diyor Yaradan. Yani zamanın bütünü; Havking’in “Zamanın Kısa Tarihi” adlı çalışmada anlatmaya çalıştığı zaman!..

Düşünün, bu ayet ne kadar büyük bir açıklama ve ne kadar büyük bir bilgidir. Ayette mekanı-evreni açıklıyor en beliğ bir şekilde, hadiste ise zamanı. Ve elbette benim gibi alim ve hafız olmayanların kaçırdığı daha nice ayet vardır! Maalesef ne kadar çabalarsak çabalayalım bu çağda bir İbni Arabi veya imamı Gazali’nin aldığı eğitimin ve vasıl oldukları irfanın binde birine hayiz olamayacak kadar talihsiz bir çağdayız! İslamcılık adına mangalda kül bırakmayan veya havalarından geçilmeyen kişi ve cemaatlerin kurabildikleri bir medrese bile yok matematikten hadis ilmine kadar alim yetiştirecek! Herkes kendine müntesip ve kurban arıyor ancak! Bu durumdayız!

Yetişen hafız ve Islami ilimler alimi olanlar da bilimden habersizler! Bu sorumsuz ve kaotik aralıkta yolunu bulmaya, hayatı ve hakikati anlamaya çalışıyor insanlar! Kim neresinden tutarsa anlayışı, ilmi, aklı ve izanı miktarınca kendine indirgiyor ondan sonra İslamı veya dini! Ondan sonra ortalık cehaletten ve yalan-yanlıştan kırılıyor! Ve elbette çağa uygun okumalar yapamıyoruz; ibnül vakt olamıyoruz!

Zaman dediğimiz şey ‘bizim anlayışımızla sınırladığımız şey’ değildir. 24 saat, 365 gün, 60 yıl, ömür vs değil…! Zaman evrenin, mekanın ve varlığın her ‘mahal’inde değişen ama bütünde tabiri caizse ‘yek-vücut’ olan şeydir. Zaman da Allah’ın ilminden ve indinden bir şeydir!

Bir güneş yılı bizim dünya zamanımızla 250 milyon yıldır mesela ve biz bu zamana göre ortalama 8 saniye yaşamaktayız. Çok uzağa gitmeden, kendi galaksimiz Samanyolunda ki ‘zamanlar’a göre hiç doğmadık ve ölmedik bile! Yani bizim en uzun ömürlümüzün ömrünü değil salise, ‘bir an’ ile dahi kayıtlayamıyoruz!

Yüzyıllık ömrümüz samanyolunun dünyaya en yakın noktalarında ki zaman birimleriyle ölçülemiyor bile! Parmak şaplapma kadar dahi yok ömrümüz oradaki zamana göre! Daha derinde bir zamana göre varlığımız tahayyül dahi edilemez!

Kısacası, hiç bir zamanla bizim yüzyılımız ölçülemediğinden, kayda girmediğinden sanki hiç doğmamış, yaşamamış ve ölmemişiz. Yani hiç var olmamış hükmündeyiz şu dünyada veya hayatta! Durum bilimsel olarak da budur, İslamın bize dediği de budur! Bir rüya gördük diyeceğiz dünya hayatına ölünce! Ve berzahtaki zamanın bir günü dünya senesiyle Allahu alem 50 bin sene! Berzahtan sonra daha başka bir zaman, cennet ve cehennemde bambaşka zamanlar!.. Zaman bir bütün ve biz bulunduğumuz mahal ve bilinç alemine göre yaşıyoruz zamanı!

İşte buradan bakıldığında zaman da, mekan da, kainat da, hayat da daha doğru anlaşılır. Mekanın ve zamanın sonsuzluğu ya da mevcudiyeti üzerine biraz tefekkür etse insan bu ‘İlahi kodlar’ – Ayetler doğrultusunda, çok şeyi anlamış olacak!. Ve ya her şeyi..!

Bir başka hadiste, “Allah indinde her şey olup bitmiştir” der. Yani, olup-bitmek, süreğenlik bizim nazarımızda-insanın indinde var. Allah Taala’nın yanında iş olup bitmiş. Zaman, mekan ve içindekilerin yaratılmış olduğunu düşündüğümüzde rahatlıkla anlayabiliriz bunu.

Bir bilgisayar oyununun kodlarını yazıp bitirdiğinizde o oyun olup-bitmiştir. Oyunun içindekiler için ise iş-oluş; geçmiş ve gelecek olarak zaman ve olaylar yazılımın kronolojisine uygun devam etmektedir. Oysa oyunu yazanın indinden oyun bütün level-etapları-seviyeleri-zamanları-aşamaları ile olup bitmiştir! Hatta oyunu yazan her etapa ayrı bir zaman veya her etap için zamanın ayrı ve farklı bir tecellisine göre de yazmış olabilir oyunu!

Ancak oyunun içinde bu durumu fark edebilenler çıkacaktır yine yazılım gereği ve oyunun sırlarını idrak ve ifşa edecektirler. İşte burada oyunu ve olup biteni ancak aklederek, fikrederek, tefekkür ederek, cüzzi yani kendi varlığına kifayet edecek ve hatta kifayeti aşıp oyunu da, kendini de, oyunu yazanı ve yazılımı da anlamaya çalışmanlar sonunda gerçeği kısmen veya idrak edebileceği kadar idrak edebilecektir. Oyunu idrak eden ve gereğini hakkıyla yerine getirmeye çalışanlar işte tefekkür eden, cehd eden, gayret eden mukakkikler, müminler, kamil insanlar, salihler ve Peygamberlerdir.

Allah Taala hem yaratan, hem yarattıklarını donatan, hem enfüsten ve afaktan vahyeden ve hem de oyuna (hayata ve hakikate) dair peygamberler aracılığıyla bizi uyaran aynı kudrettir. Adildir, Rahmandır, Rahimdir, Âlimdir, Azizdir, Hadidir, Haydır, Kayyumdur, Tevvabdır, Seriul Hisabdır, Subhandır, Kadirdir, Mâlikil Mülktür..

Teşbih ve misaller anlamamız için oldum olası verilir ki anlayabilelim! “Düşünüp anlayasınız diye size misallerle anlatıyoruz; açıklıyoruz” der ayette Allah A.C.

Binlerce yıldır Kur’an ayetlerinde yerler ile gökler, dünya ve insanın yaratılışına dair bir sürü bilgi olduğu halde: Yine, Muhyiddini Arabi, Erzurumlu İbrahim Hakkı ve pek çok alimin bu konuları açıklamış olmasına rağmen, Hawking 20. yy’da zamanı ve evreni ilk defa keşfediyormuş gibi davranıyoruz hepimiz!. Veya böyle biliyor veya zannediyoruz veya kasten böyle yapıyoruz! Gerçekten çok cahil ve okumayan bir millet olarak acıklı durumdayız! Millete yol gösteren de yok ki milleti suçlayalım bir taraftan! Millet de referanssız kalmış durumda ne yazık ki her bağlamda!

Allah ve peygamber söyleyince olmaz, ama ‘Batı’dan bir adam çıkıp bilim adına bunları söylerse hayret ve hayranlıkla tasdik ederiz. Ne kadar acıklı bir durumdur bu!!

Eminim o bilgiler İslam külliyatında vardır veya İslam külliyatı üzerine kurulmuştur modern batının bütün bilim ve teknolojisi!

Kur’an ı Kerim çağımız insanının zannından münezzehtir; çağlar üstüdür. Geri olan insanlardır Kur’anı Kerim değildir hâşâ.

O Aziz Kitapta hakikaten kainat ve içindekilerle beraber ahiret ve ebediyet de saklıdır. Adalet, hukuk, sosyoloji, psikoloji, doğru ticaret ve ekonomi, iktisat, ilim-bilim, insanlık, sevgi, denge, aile, birey, savaş ve barış bilgisi ve hukuku dahil, her konuda yeterli bilgi ve malumat vardır. Kitabta eksik yoktur elbet; eksiklik bizdedir.

Ne mutlu Kur’an ı Kerim ile gerçekten tanışıp-sevişenlere. Yazıklar olsun, Onunla insanların arasını ayıranlara! Ve yine yazıklar olsun Kur’an’ın hakkını vermeyen sahte Müslümanlara..!

Baştaki ayet gibi nice ayetler ve zaman hadisi gibi nice hadisler vardır yaratılış ve kainata dair bilgiler veren. Maddeye ve manaya dair daha nice sonsuz ilim barındıran Allah katından Aziz Kitaptır O. Mevlam hepimizi ve herkesi indindeki İslam ile tanıştıra, vasıl eyleye; alim, amil eyleye hakikat ile ashabı güzin gibi. Günahlarımızı af ede, hal ede rahmet ve kudretiyle!..

“Fıratın kıyısında, bir kurt bir kuzuyu kapsa, hesabı Ömer’den sorulur” diye Allah korkusundan titreyen Hz. Ömerler gibi olmak dileğiyle…

Bize küfrün ve cehaletin içinde hakikati ihsan eden Allah’a sonsuz şükür, Rasulüne ve rasullerine sonsuz salat u selam, bizi aile-efradımızla ifsad eden bu çağın zalim ve kesinlikle şuursuz mürşid, alim ve sair hayırsız ve müfsid kişi ve kurumlarına ise müstehaklarını dileriz Allahtan!

Bayram Karaman
3 Nisan 2010

Telif hakları Bayram Karaman ve Hakikat Okuluna aittir. Ticari yayın mecralarında izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz ve yayımlanamaz.

(Visited 116 times, 1 visits today)

About The Author

You Might Be Interested In

LEAVE YOUR COMMENT

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

WP2Social Auto Publish Powered By : XYZScripts.com